Program mı daha önemli, öğretmen mi?

01 Haz

Program mı daha önemli, öğretmen mi?

Eğitim programlarının niteliğinden öğretmenin dönüştürücü rolüne, yaşam boyu öğrenmeden okul–üniversite–sistem ilişkisine uzanan bütüncül bir eğitim söyleşisi.

Etki Röportajı: Prof. Dr. Yelkin Diker

Röportaj Özeti Bu röportajda Prof. Dr. Yelkin Diker; eğitim programı ile öğretmenin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini, etkili öğretimin ancak güçlü bir program ile onu öğrencinin ihtiyaçlarına göre hayata geçirebilen öğretmenin birlikteliğiyle mümkün olabileceğini vurguluyor. Söyleşi; yaşam boyu öğrenmenin temelindeki merak ve ilgi, öğretmenlerin bütünsel mesleki gelişimi, eğitim programlarının izlenmesi ve değerlendirilmesi ile okul–üniversite–sistem arasında ortak bir eğitim ekosistemi kurulması başlıklarına odaklanıyor.
“Program güçlü, öğretmen zayıfsa da; öğretmen güçlü, program zayıfsa da etkili öğretime ulaşamıyoruz.”

Eğitim programları ve öğretim alanındaki çalışmalarınız düşünüldüğünde, sizce bir eğitim sisteminde asıl belirleyici olan şey programın kendisi mi, yoksa öğretmenin onu hayata geçirme biçimi mi?

Bu iki durum bir arada etkili öğretim olgusunu oluşturuyor. Biri olmadan diğeri zayıf kalıyor. Her ikisi birden güçlü olmalı ki etkili öğrenme ve öğretme süreci desteklensin.

Öğretmen güçlü, program zayıfsa da; program güçlü, öğretmen zayıfsa da istenilen sonuca, yani etkili öğretime ulaşamıyoruz.

Bunu her zaman elektrik ve lamba metaforuyla açıklarım. Lamba olmadan elektrik, elektrik olmadan da lamba, ışığı işlevsel biçimde kullanmamıza tek başına yeterli olmaz.

Bu metaforda elektrik programı, lamba ise öğretmeni temsil eder. Lambanın elektriği nasıl yansıtacağının belirleyicisi yine lambadır. Çeşit çeşit lamba vardır; önemli olan ihtiyaca en uygun olanın kullanılmasıdır. Öğretmen de böyledir.

Öğretmenin programı doğru anlaması ve öğrencisine uyarlayabilmesi çok belirleyicidir. Ancak çok zayıf bir program varsa öğretmen genel olarak eğitimde iyi olsa bile öğretim boyutunda sorun yaşayabilir. Bu nedenle program ile öğretmeni birbirinden ayrı düşünmemek gerekir.

Etki Notu Etkili öğretim, yalnızca iyi hazırlanmış bir programın ya da nitelikli bir öğretmenin ürünü değildir. Etki; programın niteliği ile öğretmenin onu anlama, uyarlama ve öğrencinin ihtiyacına göre hayata geçirme becerisinin buluştuğu yerde ortaya çıkar.

Disiplinlerarası öğretim ve yaşam boyu öğrenme üzerine çalışmalarınız var. Bugünün eğitim sisteminde öğrenmenin sürekliliği sizce gerçekten sağlanabiliyor mu, yoksa öğrenme hâlâ belirli dönemlere sıkışmış durumda mı?

Öğrenmenin iki önemli itici gücü vardır: merak ve ilgi.

Bu iki özellik erken çocukluk yıllarından itibaren bireylerde güçlü biçimde bulunuyorsa ve içsel ya da çevresel koşullarla aktif hâle geldiyse öğrenmeye ilişkin heves yaşam boyu devam eder.

Öğrenmenin konusu ve biçimi zaman içinde değişebilir. Ancak merak edilen bir şeyi öğrenme arzusu ve öğrenmenin ardından hissedilen hazdan kolay kolay vazgeçilmez.

Bununla birlikte merak ve ilginin eğitim sisteminin tüm bileşenleri tarafından önemsenmesi ve gelişiminin desteklenmesi gerekir. Öğrencilerin değerlendirilme biçimleri ile aile ve toplumun başarı algısı, çoğu zaman bu iki önemli özellikle örtüşmemektedir.

Bu nedenle okul dışı öğrenme açısından yeterli çeşitlilikten söz etmek her zaman mümkün değildir. Ancak dünyada ve ülkemizde yetişkin öğrenmesine ilişkin çalışmalar giderek daha fazla önem kazanıyor. Öğrenmenin yalnızca belirli yaşlara ve dönemlere sıkışması durumu bir ölçüde değişmeye başlıyor.

“Öğrenmenin iki önemli itici gücü vardır: merak ve ilgi.”

Öğretmen yetiştirme süreçlerinin içinde uzun yıllardır aktif rol alıyorsunuz. Bugün öğretmen adaylarında en çok geliştirilmesi gereken alan sizce bilgi, beceri ya da pedagojik bakış açısı mı?

Öğretmenlik, birçok önemli özelliğin birlikte kullanılmasını gerektiren bir meslektir. Zamanla bu özelliklerin hem sayısı hem de niteliği artmaktadır. Pedagojik yeterliklerin kapsamı genişlerken alan bilgisinin de sürekli güncellenmesi gereken bir dönemdeyiz.

Örneğin matematiğin temel içeriği değişmiyor olabilir; ancak matematiğin uygulama alanları hızla çeşitleniyor. Öğretmenin bu alanları bilmesi, matematik ile günlük yaşam arasında bağ kurabilmesi ve bunu uygun öğretim yaklaşımlarıyla öğrencisine aktarabilmesi önem kazanıyor.

Alan bilgisi kadar bu bilgiyi öğretme yaklaşımlarına, yöntemlerine ve tekno-pedagojik alan bilgi ve becerilerine sahip olmak da nitelikli öğrenci yetiştirmede belirleyicidir.

Bu nedenle öğretmenin mesleki gelişimi; bilgi, beceri ve pedagojik bakış açısından yalnızca birinin seçildiği bir süreç değil, bütünsel ve meslek yaşamı boyunca devam eden bir gelişim döngüsü olarak düşünülmelidir.

Eğitim programlarının geliştirilmesi kadar izlenmesi ve değerlendirilmesi de kritik. Sizce eğitim sisteminde en büyük eksiklik program tasarımı mı, yoksa uygulamanın izlenmesi ve geri bildirim mekanizmaları mı?

Program geliştirme kavramı, anlamsal olarak gelişimi, izlemeyi ve yeniden düzenlemeyi zaten içinde barındırır.

Bir çerçeve programın hazırlanabilmesi için titiz bir tasarım aşaması gerekir. Program geliştirme ilkelerine uygun, konu alanının güncel ihtiyaçlarına duyarlı ve öğretmenlerin kolayca anlayarak hayata geçirebileceği bir program oluşturmak yoğun bir entelektüel çalışma gerektirir.

Doğru bir tasarım kurgusuyla programın tüm bileşenleri sahaya uygun ve ihtiyaçlara yanıt verecek şekilde hazırlanabilir. Ancak programın hazırlanması tek başına yeterli değildir.

Sürekli izleme ve belirli aralıklarla yapılacak geliştirme çalışmalarının da planlı ve organize olması gerekir. Program, değerlendirme ölçütleri ve dayanaklarına göre düzenli biçimde takip edilmezse yeterli başarıya ulaşamaz.

“Programın hazırlanması kadar sürekli izleme ve aralıklı geliştirme çalışmaları da planlı ve organize olmalıdır.”

Eğitim sistemine bütüncül bakıldığında okul–üniversite–sistem arasında kopukluklar yaşanabiliyor. Sizce bu yapılar arasında gerçek bir süreklilik kurulabilmesi için hangi yaklaşımın değişmesi gerekiyor?

Eğitimde süreklilik elbette önemlidir. Ancak bu sürekliliği doğrusal bir zincir olarak düşünmemek gerekir.

Her eğitim kurumunun kendisine özgü bir amacı, yapısı ve işlevi olması son derece doğaldır. Okulların ve üniversitelerin birbirinin aynısı olması değil, kendi özgün yapılarını koruyarak ortak bir eğitim anlayışı içinde buluşması önemlidir.

Bu kurumların aynı eğitim ekosisteminin farklı parçaları olduğu, eğitim politikaları yapılandırılırken dikkate alınırsa sistem çok daha verimli hâle gelebilir.

Röportajdan öne çıkan 4 temel mesaj

  1. Program ve öğretmen birlikte etkilidir: Nitelikli bir program, onu anlayan ve öğrenciye uyarlayan öğretmenle anlam kazanır.
  2. Merak ve ilgi yaşam boyu öğrenmenin temelidir: Öğrenme isteğinin devam edebilmesi için bu iki özelliğin erken yaşlardan itibaren korunması gerekir.
  3. Öğretmen gelişimi bütünsel ve süreklidir: Alan bilgisi, pedagojik yeterlik ve tekno-pedagojik beceriler birlikte geliştirilmelidir.
  4. Program geliştirme sürekli bir döngüdür: Tasarım, uygulama, izleme, değerlendirme ve yeniden düzenleme birbirinden ayrı düşünülemez.

Eğitimde Etki penceresinden ne görüyoruz?

Prof. Dr. Yelkin Diker’in değerlendirmeleri, eğitimde etkinin tek bir bileşen üzerinden üretilemeyeceğini açık biçimde gösteriyor.

Program, öğretmen, öğrenci, değerlendirme anlayışı, mesleki gelişim ve eğitim kurumları arasındaki ilişkiler aynı ekosistemin parçalarıdır. Bu parçalardan birindeki güçlenme diğerleriyle desteklenmediğinde beklenen dönüşüm sınıfa tam olarak yansımayabilir.

Röportajın en güçlü mesajlarından biri, eğitimin durağan bir yapı değil; sürekli izlenen, değerlendirilen, öğrenen ve kendisini yeniden düzenleyen canlı bir sistem olarak ele alınması gerektiğidir.

Neden olmasın?

Programı, öğretmeni, öğrenciyi ve eğitim kurumlarını birbirinden bağımsız parçalar olarak değil; birlikte öğrenen ve gelişen ortak bir eğitim ekosistemi olarak ele alsak?

Bu röportaj, Eğitimde Etki Platformu’nun temel sorusuna güçlü bir cevap veriyor. Çünkü eğitimde gerçek dönüşüm, yalnızca yeni bir program hazırlamakla ya da öğretmenden daha fazla çaba beklemekle gerçekleşmez.

Etki; programın niteliği, öğretmenin mesleki yeterliği, öğrencinin merakı, öğrenmenin sürekliliği ve sistemin kendisini izleyerek geliştirebilme kapasitesi bir araya geldiğinde ortaya çıkar.

Neden Olmasın? – Kısa Yanıtlar

  • Bir kitap: Doğadaki Son Çocuk – Richard Louv
  • Bir kavram: Yaşam boyu öğrenme
  • Bir ilke: Yaşamsallık

Son söz

Bu röportajın değeri, eğitim sisteminin temel tartışmalarını tek tek bileşenler üzerinden değil, birbirini tamamlayan ilişkiler üzerinden ele almasında yatıyor.

İyi bir program öğretmensiz, nitelikli bir öğretmen güçlü bir program olmadan, öğrenme ise merak ve ilgiden bağımsız düşünülemez.

Eğitimde etki tam da burada başlıyor: programın sınıfta anlam kazandığı, öğretmenin öğrenmeye devam ettiği, öğrencinin merakını koruduğu ve sistemin kendi uygulamalarından öğrenerek geliştiği yerde.

Neden olmasın?
Prof. Dr. Yelkin Diker

Bir Cevap Yazın

Eğitimde Etki Platformu sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin