Bir Hikâye Çocuğun Davranışını Değiştirir mi?

24 Haz

Bir Hikâye Çocuğun Davranışını Değiştirir mi?

Hikâye, drama ve gün içine yayılan tekrarlarla çocukların duygularını anlamlandırmasına alan açan bir öğrenme yaklaşımı.

Etki Yazarı: Müjde Yanık | Öğretmen/Yazar, Ayşe Sıdıka Alışan İlkokulu

Yayın Özeti

Bu yazı, hikâyelerin çocuk davranışını yalnızca yönerge vererek değil; duyguyu görünür kılarak, çocuğa kendini anlayabileceği bir alan açarak ve gün içine yayılan yaşantılarla davranışa dönüşme potansiyelini ele alır.

Müjde Yanık’ın yaklaşımı; hikâye, yaratıcı drama, tekrar, sınıf içi etkileşim ve duygu farkındalığını bütüncül bir öğrenme deneyimi olarak konumlandırır.

Çocuk bağırıyordu; ama aslında ne anlatıyordu?

Sınıfta ya da evde bir çocuk bağırdığında, oyuncağını fırlattığında veya ani bir tepki verdiğinde yetişkinlerin ilk refleksi çoğu zaman davranışı durdurmaya yönelir.

Oysa davranışın görünen kısmı, çoğu zaman çocuğun iç dünyasında yaşadığı yoğun duygunun dışa vurumudur.

Müjde Yanık’ın yazısının çıkış noktası tam da bu fark ediştir: Çocuklar çoğu zaman ne yapmaları gerektiğini bilmedikleri için değil; ne hissettiklerini anlamlandırmakta zorlandıkları için güçlük yaşarlar.

Öfke, korku, hayal kırıklığı ya da engellenme duygusu, çocuk için henüz yönetilebilir bir dil kazanmadığında davranışa dönüşür.

Bu nedenle mesele yalnızca istenmeyen davranışı bastırmak değildir. Asıl mesele, çocuğun yaşadığı duyguya eşlik edebilmek, o duyguyu güvenli bir öğrenme alanında görünür kılmak ve çocuğa başka bir yolun mümkün olduğunu hissettirebilmektir.

Bazen davranışı değiştiren şey, çocuğa ne yapacağını söylemek değil; onun ne hissettiğini anlamlandırabileceği bir dünya kurmaktır.

Küçük müdahale: hikâyeyi etkinlikten öğrenme iklimine dönüştürmek

Müjde Yanık’ın yaklaşımında hikâye, yalnızca belirli bir zaman diliminde okunan bir kitap ya da günü güzelleştiren kısa bir etkinlik değildir.

Hikâye; günün akışını, sınıf içi etkileşimleri, drama çalışmalarını, oyunları ve çocukların kurduğu cümleleri taşıyan ana tema hâline gelir.

Örneğin öfke üzerine bir hikâye okunduğunda süreç, hikâye bittikten sonra kapanmaz. O tema gün boyunca oyunlarda, karşılaşılan küçük çatışmalarda, drama çalışmalarında ve öğretmenin çocukla kurduğu dilde yeniden görünür olur.

Çocuk hikâyeyi yalnızca dinlemez; onu yaşar, tekrar eder, dönüştürür ve kendi deneyimiyle ilişkilendirir.

Bu yönüyle uygulama, davranış kazandırmayı tek seferlik bir öğüt verme anından çıkarır. Öğrenme, zamana yayılan bir içselleştirme sürecine dönüşür. Hikâye, çocuğun kendi duygusuyla güvenli biçimde karşılaşabildiği bir ayna görevi görür.

Süreç nasıl ilerledi?

  1. Fark etme: Davranışın yalnızca sonucu değil, altında yatan duygu ve ihtiyaç fark edildi.
  2. Hikâyeyle temas: Çocuk, öfke ya da korku gibi duyguları bir karakter üzerinden güvenli biçimde gördü.
  3. Drama ve yaşantı: Hikâye; oyun, yaratıcı drama, konuşma ve günlük etkileşimlerle yeniden işlendi.
  4. Davranışa transfer: Çocuk, benzer bir durumda duraksama, düşünme ve farklı bir tepki seçme fırsatı buldu.

Çocuk hikâyeyi yalnızca dinlemiyordu

Uygulamanın güçlü tarafı, çocuğu pasif dinleyici olmaktan çıkarıp hikâyenin içinde anlam kuran bir özneye dönüştürmesidir.

Çocuk, karakterin yaşadığı öfkeyi, korkuyu ya da kararsızlığı izlerken kendi iç dünyasında da benzer bir duyguyla temas eder.

Bu temas doğrudan bir davranış değişikliği olarak hemen görünmeyebilir. Ancak bir gün çocuk, alıştığı tepkiyi vermek üzereyken duraksayabilir. Çünkü zihninde artık bir karakter, bir olay, bir cümle ya da başka bir yolun mümkün olduğunu hatırlatan bir hikâye vardır.

Burada hikâye, çocuğa talimat veren bir araç değildir. Daha çok onun kendini bir durumun içinde görmesini, duygusunu adlandırmasını ve davranışının kaynağını fark etmesini sağlayan pedagojik bir eşlikçidir.

Etki Notu

Bu örnekte etki, çocuğun bir hikâyeyi dinlemesinden çok; hikâyenin günün akışına yayılması, çocuğun duygusunu tanıması, kendini bir karakterin yerine koyması ve benzer bir durumda farklı tepki seçebilme ihtimalinin güçlenmesiyle ortaya çıkıyor.

Etki Lab penceresinden ne görüyoruz?

Etki Lab açısından Müjde Yanık’ın yaklaşımı, hikâyeyi davranış yönetimi için yüzeysel bir araç olarak değil; duygu farkındalığını ve öz düzenleme becerilerini destekleyen bütüncül bir öğrenme deneyimi olarak ele alıyor.

Uygulamanın odağında davranışı yalnızca kontrol etmek değil, davranışın kaynağına temas etmek var.

Öğrenme ve farkındalık göstergesi güçlüdür. Çünkü çocuk, kendi duygusunu doğrudan yargılanmadan bir karakter ve olay örgüsü üzerinden görebilir.

Katılım göstergesi de belirgindir. Çocuk hikâyeyi drama, oyun, konuşma ve günlük etkileşimler yoluyla deneyimin içine taşır.

Davranış ve uygulama değişimi açısından uygulama güçlü bir potansiyel taşır. Ancak bu etkinin daha görünür hâle gelmesi için öğretmenin süreç içinde kısa gözlem notları tutması, çocukların kullandığı yeni duygu ifadelerini kaydetmesi ve benzer durumlarda seçilen alternatif tepkileri takip etmesi uygulamanın kanıt gücünü artırabilir.

Etki göstergeleri örümcek grafiği

Müjde Yanık yazısı Etki Lab göstergeleri örümcek grafiği
Grafik: Etki Lab göstergelerine göre uygulamanın güçlü ve gelişime açık alanları

Neden olmasın?

Çocuklar zorlandıkları davranışları yalnızca uyarılarla değil, içine girebildikleri hikâyeler, karakterler ve deneyimler aracılığıyla yeniden anlamlandırsalar?

Bu uygulama, Eğitimde Etki Platformu’nun temel sorusuna güçlü bir cevap veriyor. Çünkü sınıfta davranış değişimi yaratmak için her zaman daha fazla kural, daha fazla uyarı ya da daha sert müdahale gerekmez.

Bazen çocuk için en etkili öğrenme alanı, kendini güvenle görebildiği bir hikâyenin içinde açılır.

Müjde Yanık’ın yaklaşımı bize şunu hatırlatıyor: Davranış değişikliği çoğu zaman görünmeyen, zamana yayılan ve tekrarlarla güçlenen bir süreçtir. Hikâyeler bu sürecin sessiz ama etkili eşlikçileridir. Çocuk, kendisine dikte edileni değil; içine girebildiği, deneyimleyebildiği ve hissedebildiği dünyaları dönüştürür.

Sınıfta denenebilir 3 küçük adım

  1. Bir davranış sorununu ele almadan önce altında hangi duygunun olabileceğini belirleyin.
  2. Bu duyguya temas eden kısa bir hikâye seçin ve hikâyeyi yalnızca okumakla bırakmayın; drama, oyun ve günlük konuşmalarla gün içine yayın.
  3. Gün sonunda çocuklara tek bir yansıtma sorusu sorun: “Bu hikâyedeki karakter bugün bana ne hatırlattı?”

Son söz

Bu örneğin değeri, hikâyenin sınıfta kullanılmış olmasından çok; hikâyenin çocuğun duygusuna, davranışının kaynağına ve öğrenme deneyiminin bütününe bağlanmasında yatıyor.

Eğitimde etki tam da burada başlıyor: çocuğa ne yapacağını söylemekte değil, onun kendi davranışını anlamlandırabileceği bir deneyim tasarlamakta.

Aynı sınıf, aynı çocuk ve aynı davranış olabilir. Ancak çocuğun o davranışın içinde kendini görme biçimi değiştiğinde öğrenmenin yönü de değişebilir. Hikâye, davranışı doğrudan değiştiren bir talimat olmaktan çıkar; çocuğun duygusunu tanıdığı, kendisini gördüğü ve yeni bir tepki ihtimalini keşfettiği bir öğrenme alanına dönüşür.

Neden olmasın?

Müjde Yanık

Bir Cevap Yazın

Eğitimde Etki Platformu sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin